Eskileri karıştırdım

Odayı topladım birazcık. Eskiden kalma kitapları toparladım. Atacaklarımı attım tutacaklarımı tuttum. Aralarda günlük niyetine birer parça kağıda yazılmış şeyler buldum. Neler neler.

Bir gün dünyanın herhangi bir yerinde bir sürü insanın oturup bir şeyleri beklediği bir yerde olacağım. Ve o yerdeki otomatik bir makineden ne dediğini anlamadığım dijital bir kadın sesi tekrarlıyor olacak. Tavandan aşağı sarkmış bir levha olacak ve muhtemelen altında ingilizce açıklaması olacak. Yine her yerde reklam panoları olacak asla almayacağım ve muhtemelen ne olduğunu bile bilmediğim bir ürünün. İnsanlar olacak her bir tarafımda. Her biri bekleyecek. Tıpkı bugün ve tıpkı şu an gibi. Çünkü hayat her yerde aynı akıyor aslında.

22.05.2012 – Kadıköy Kabataş Vapur İskelesinde o zamanlar Cevizli’de olan liman başkanlığı binasına gidip ilk kez liman cüzdanı çıkartmak için beklerken…

Yine başka bir gün,

Şiir yazacak gibi oluyorum.

Tam köşesine geliyorum,

Yazıyorum, yazacağım, yazdım

Derken…

Virajı alamıyorum.

16.08.2014 – 20:25 Berdyans’k / Ukrayna ‘da demir vardiyası tutarken.

 

Reklamlar

hiç bir şey yapmadan her şeyi istemek

çok şey yapıp hiçbir şey elde edememektendir bazen. uğraşır didinirsin. ama hakkımdı dersin, isyan edersin. olmaz. şans bu ya. merkür ters gitmiştir, ne bileyim lanet olasıca yıldızlar doğru sıralamada olmamıştır veya evren sana nanik yapmıştır. istediklerin olmamıştır, bir çuval incir vardır, aslında hiç olmayan ve onlar aslında berbat olmuşlardır. mesela ben bu başlığı açarken, belki on dakika önce, yanlışlıkla bir tuşa bastım ve yazdığım onca cümle çöpe gitti. şimdi onlara benzer sözcükler bulmaya çalışıyorum ilham kuyusundan. 2. kez. aslında çok daha iyi şeyler yazmak isterdim. belki de en iyi şeyleri ben yazmak isterdim. herşeyi bile isteyebilirdim.
ama pek ala tembellikten de olabilir. yaradılışı öyledir. susar ama su içmeye 20 metre mesafedeki sürahiye kalkmaz. çişi gelir ama tuvalete gitmez. anası, sabahın erken saatinde, “kalk da bir işin ucundan tut!” diye haykırır olanca gücüyle. kalkmaz. çünkü saat sabahın imkansızıdır ve en az akşamüstüne kadar yatak krallığında rüyadan canavarlara karşı savaşılmalıdır.
belki sadece mükemmeliyetçiliktedir. olabilir pek ala. o kadar mükemmel olsun ister ki, yaptığı her bir şeyi hiçbir şey olarak görür. yapmamayı, daha iyisini aramayı tercih eder. ama aslında her bir şeyi istiyordur. hem de layığıyla, hakketiği mükemmellikte. belki de başkalarına sunacağı kadar mükemmel bir şekilde. o değil de ya tuzu az olursa?
salaklıktan da olabilir bence. herkes aynı zekayla doğmuyor ya. belki de annesi hamileyken, yaşadıkları fakirliklerinden dolayı, 2 gram ekmeğe talim ettiği için az fosfor, az kalsiyum ne bileyim işte az uranyum falan aldı. yeterince gelişemedi sıkı sıkı sarıldığı anacığında. saf doğdu biraz. veya belki de çevresi kurnaz olmaya itemedi onu. aklı yetmedi yeterince kendini geliştirmeye. belki de sadece yaşadığı çevreden dolayı o kadar saftı. salaktı.
yeterince ilham gelmemiş olabilir pek ala. saatlerce aynı manzaraya bakıp hiçbir şey hissedememiştir. veya o gün gazı vardır. içtiği süt ağır gaz yapmıştır. odaklanamamıştır hiçbir şeye, mide ağrısından başka. ama kendini de alamamıştır herşeyi istemekten.
haklı veya haksız diye düşünmemiştir belki de. hakkım var mı bu kadar şey istemeye diye sorgulamamıştır. sadece istemiştir. belki bir gün olur diye. hatta evrene mesaj bile yollamış olabilir “the secret”ı okuduktan sonra. nereden bilebiliriz ki?

 

–not: instela da yazdım. hoşuma gitti. bloguma da koyayım dedim be.

Kuzey Avrupa nın Soluk Renkli Sanat Filmleri

Bu aralar hayatımın,Kuzey Avrupa ülkelerinde geçen soluk renkli soğuk sanat filmlerine benzediğini farkettim. İş güç peşinde koştur. Darlandım. Hayatım tek düze. Yarı agresif, yarı depresif. Çevremdekiler de benimle beraber strese giriyor, çıkıyor. Sonra bakıyorum çevreme. Genel hayatlar bu şekilde. Sanırım çağımızın vebası bu ruh hali. Belki de hepimiz daha önce öldük ve arafı yaşıyoruz.

ihtişamlı yaşamlar ve basit hayatlar

Sosyal medyaların asosyal insanları, nasılsınız lan kerhanacılar:))

Neee yine mii coook guzelizzzz… Ve çok mu egleniyoruZzz

iletisiyle bir fotoğraf paylaşmış facebook arkadaşlarımdan biri de.. bence çok da eğleniyor olamaz. yani o kadar çok eğlense aklına facebook gelmez. kendini o anın içinde kaybedemediği için facebook geldi. yani gerçekten çok eğleniyor olsaydı bence zaten facebook un koy tütüne derdi.

keşke biz insanlar, başkalarına göstermeye meraklı olmasak bazı şeyleri. mesela hayatlarımızı kendimiz için yaşasak. ne bileyim. geriye dönüp baktığında gülüp eğlenbildiğini sadece sen görsen ve yetse. daha basit yaşasak ve daha ihtişamlı ölsek mesela.

Yol

​Yoldaki hiç bir şeyi sahiplenemiyor insan.  Ne tarlaları, ne uçan kırlangıçları. Doğduk ve düştük yollara. Hayatımız durduğumuz durakları sahiplendiğimizi sanmakla geçerken, aslında yapılacak en iyi şeyin camı açıp surata rüzgar vurmasını hissetmek olduğunu farkedenimiz pek az. Bir de dışarıdaki manzarayı izlemeyi…

Akıp gitmek 

27 yaşımın bana armağanı, hayatta akıp gitmeyi sevdiğimi farkettirmesi. Taze kalabilmenin tek yolunun akıp gitmek olduğunu bu yaşta farkedebilmek. Suyun bile durduğunda bayatladığını öğrenmek. 

Tam da bu sebepten sevdim galiba bisikleti, 4×4 ü, yelkenliyi. Mobil olabilmek, gezebilmek, görebilmek. Ve daima taze kalmak.

Sevdim taze kalmayı. Suyun da en lezzetlisi gürül gürül akan nehirlerde ya, o misal insanın da lezzetlisi gezen göreni. 

Lezzetli insan olma çabasındayım. İliğimi kemiğimi değil özümü emecek insanlar istiyorum. Varlar. Daha çok olsun istiyorum. Her bir özde daha çok ben fışkırarak daha çok ben olmak istiyorum.

Anlık yaşıyoruz anlık

Düşünsene, yatağa yatıyorsun. Uyku basıyor. Uyuyorsun. Uyanamıyorsun. Gece doğalgaz hortumunda meydana gelen kaçak evi doğalgaz ile doldurmuş… 

Bu olay, geçen çarşamba amcalarında kalmaya giden yeğenlerimin de kaderi olabilirdi. Şükür ki olmadı ya… 

Er geç olacak. Kabullenemesek de. Olacak. Life is short Play more. Güzek slogan xbox ınki.

Blogger dan nefret ediyorum.

google amca sağolsun blogger ile hiç ilgilenmiyor. zaman zaman yazasım gelse de, yazmıyorum ben de blogger ın arayüzü sevmediğim için. ve ayrıca telefon için düzgün bir uygulaması olmadığı için. gurkangurgur.wordpress.com a taşınıyorum bu sefer de. Tumblr a taşınmışlığım da var ama.. Bu seferki başka. Daha ciddi bir taşınma. Lanet gelsin sana blogger hemi.